Yenilenebilir ve sürdürdürülebilir enerji kaynağı olan jeotermal enerji yanlış uygulamalar sonucunda doğayı ve tüm canlıları tehdit edebiliyor.

Jeotermal enerji, yerkabuğunun derinliklerinde biriken ısının oluşturduğu, çeşitli kimyasalları içerdiği sıcak su, buhar ve gazlardan oluşuyor. Özel olarak açılan sondaj kuyularından çıkışı sağlanan su, buhar ve gazdan oluşan jeotermal akışkanlar, büyük derinliklerden yeryüzüne ulaşırken içerdiği gazların ve sıcaklığının etkisiyle kayaçlarla etkileşime girerek ve birçok kimyasalı bünyesine alarak yeryüzüne ulaştırıyor. Türkiye, jeotermal enerji kaynakları bakımından yaklaşık 1500MW’lık kurulu güç kapasitesi ile dünyada dördüncü konumdadır. Ancak uygulanan vahşi deşarj yöntemleri toprağı, yer altı sularını, nehirleri, tarımsal üretimi ve halk sağlığını tehdit ediyor.

Jeotermal enerji üretim sonucunda ortaya çıkan atıklar re-enjeksiyon yapılmalı

Jeotermal enerji, fosil yakıtlara alternatif olarak çevre dostu, yenilenebilir, sürdürülebilir, ucuz, güvenilir
yerli ve birincil enerji kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Ancak üretim sonucunda ortaya çıkan kimyasalların zararlı etkilerine karşı jeotermal akışkanlardan enerji elde edildikten sonra su, toprak veya hava ile etkileşime girmeden yer altına re-enjeksiyon (geri basma) yapılması gerekiyor. Bu uygulanmadığı takdirde insana ve doğaya büyük zararlar verebiliyor. Ülkemizde tarımsal üretimde ilk sırada gelen Büyük Menderes Havzası, Türkiye’deki 48 jeotermal enerji santralinin 35’ine ev sahipliği yapıyor. Bölgede bulunan zeytinliklikler, incir bahçeleri ve tarım alanlarıyla sulama alanlarının içerisinde ya da yakınında yer alan jeotermal enerji santrallerinde ortaya çıkan ve yüksek kimyasal madde içeren sıvı ve gaz atıkların re-enjeksiyon yapılmadan doğrudan toprağa, yer altı sularına ve nehre salınması bölgede büyük endişe yaratıyor.

İlginizi Çekebilir  Dünyanın en büyük çevre dostu enerji tesisi; SGH

Uzmanlar kuruluşlar tarafından yapılan açıklamalara göre, bölgede mevcut jeotermal santral kuyu ve iletim hatlarının, gerek işletme gerekse yer seçimi aşamalarında bilimsel ve teknik gereklilikler ile mevzuata aykırılıklar içerdiği; denetim aşamasında sorunlar olduğu ve ölçüm sonuçları konusunda “kamuoyunu bilgilendirme” ve “şeffaflık” ilkelerine uyulmadığı tespit edilmiştir. Bu durumun Aydın’daki incir ve zeytin başta olmak üzere tarımsal faaliyetlere, çevre ve halk sağlığına yönelik olumsuz etkileri bulunmaktadır. “Uygulanan vahşi deşarj yöntemleri ile jeotermal akışkanların bilimsel gerekliliklere ve ilgili mevzuata aykırı biçimde B. Menderes nehrine deşarj edilmesi sonucu yüksek oranda zararlı kimyasallarla su kaynaklarının kirletilmesi, halk sağlığının yanı sıra, başta incir, zeytin, üzüm ve pamuk olmak üzere tarımsal üretimin sağlığı ve sürdürülebilirliği açısından çok ciddi tehdit oluşturmaktadır.”

İlginizi Çekebilir  Türkiye'de yenilenebilir enerji kullanmak isteyenlere özel uygulama; "Yeşil Tarife"

Konuyla ilgili WWF-Türkiye‘ nin önerileri; “Avrupa İmar ve Kalkınma Bakası (EBRD) desteğiyle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmakta olan kümülatif etki değerlendirme çalışması tamamlanıncaya kadar bölgede, yeni yatırımlara izin verilmemeli; çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası zararların önüne geçebilmek için en uygun şekilde re-enjeksiyon yapılmasını zorunlu hale getiren düzenlemeler acilen yapılmalı ve kamu kurumlarınca daha etkin izleme ve denetim gerçekleştirilmelidir.
Bununla birlikte re-enjeksiyon, rezervuar basıncının korunması için de mutlaka yapılmalıdır; zira su ve buhar basıncı, enerji elde etmek için yerküreden alınan akışkanların tekrar basılmasıyla korunabilir. Aksi takdirde rezervuar zamanla sahip olduğu basıncı yitirir ve akışkanların yüzeye çıkmasını zorlaştırarak kaynağın yenilenebilirliğini tehlikeye sokacaktır.”
yer alıyor.