Norveç merkezli bir araştırma şirketi tarafından yayınlanan son raporda, karbon salınım değerlerinin azaltılması ve bunun uzun vadedeki etkileriyle ilgili önemli rakamlar karşımıza çıkıyor.

Ulaşım dünyasında yaşanan geniş çaplı elektrik dönüşümüyle birlikte, atmosfere bırakılan karbon salınımının büyük oranda rahatlayacağını düşünebiliriz. Kara yollarının yanında nispeten daha yavaş ilerlese de artık deniz ve hava yolları için de konuşmaya başladığımız bu senaryo umut vadetse de maalesef yeterli değil. Son 5 yıllık analiz raporlarına baktığımızda ulaşım araçlarına gelene kadar hava kirliliğini etkileyen çok fazla farklı endüstri olduğunu görüyoruz.

Her türlü farklı tipte ürün için işlenen hammadde üretimi, endüstriyel tarım, ısınma ve elektrik ihtiyacı bu raporlarda ulaşımın önünde konumlanıyor. Hal böyle olunca da sorunu çözmek için aslında ilk olarak bizzat sorunun temel kaynaklarının çevreci enerjiye dönmesi gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde bu senaryo üzerinde önemli bir rapor yayınlayan Norveç merkezli Statkraft, karbon salınımının yükünü çekenlerin elektrik enerjisine dönmesiyle birlikte kısa sürede sonuç almaya başlayacağına işaret ediyor.

Karbon salınımı önümüzdeki 30 yılda yüzde 60 düşebilir!

Raporun detaylarına baktığımızda inşaat sektörünün temel taşı niteliğinde olan çimento vb. maddelerin üretiminde ve çelik gibi merkezi alaşımların işlenme süreçlerinde yüzde 100 temiz enerjinin sürece dahil edilmesi gerektiği net cümlelerle karşımıza çıkıyor. Eğer şirketler ekonomik gelişmelerini nispeten biraz daha geriye atıp gelecek için bu adımı hayata geçirirlerse, önümüzdeki 30 yıllık periyodun sonu olan 2050’ye gelindiğinde Avrupa bazlı olarak günümüzün salınımından yüzde 60 daha az çevreye zarar verilen bir denklemi elde etmek mümkün olabilir. Şu aşamada güneş, rüzgar gibi alternatif kaynakların yanında hidrojenin de aktif olarak ağır sanayinin yükünü taşıması üzerine yaklaşımlar ön plana çıkıyor.


Elbette ki tüm bu hazırlıkları ön görülen nüfus artışıyla da entegre şekilde devam etmek zorunda. Uzmanlara göre her geçen yıl daha kalabalıklaşan dünya nüfusunu hedef gösterilen 2050 yılında karşılayabilmek için, günümüzden yüzde 75 oranında daha fazla üretim kapasitesine ihtiyaç olunacak. Bu da yenilebilir enerji kaynakları için her türlü elektrik ve altyapı elemanlarının güçlendirilmesi ve genişletilmesi gibi çalışmaların merkeze alınması zorunluluğunu doğuruyor. Bu noktada işi sadece şirketlere bağlamak da elbette mantıklı değil. Bu konuda sürekli bir araya gelen devletlerin, kendi ülkelerinde katı ve net adımlarla dönüşümü hızlandırmak için adım atmaları da şart.