Tüm dünya kentlerinde atılan adımlar ve masada görünen son tablo, Koronavirüs süreci sonrası ulaşım trendlerinde değişimlere işaret ediyor.

Her zaman olduğu gibi 2020’nin ilk saatlerinde de temenni ve güzel dilekle kutladığımız bir yılbaşı akşamını geride bırakmıştık. Ocak ayının ortalarına doğru gündemde yavaş yavaş kendisin hissettirmeye başlayan bir kriz ise, o gece zihinlerimizde beliren güzel hayallerin üzerine adeta çökmek için hazırlık yapıyordu. Evet, bu krizin başrolü Koronavirüs salgınından başkası değil. Çin’in ardından adeta tüm dünyayı ele geçiren virüs, bugün Türkiye’de de ciddi bir bilanço yarattı. Ülkemizde 120.000 üzerinde vaka kayıtlara geçerken; İtalya, İspanya ve Amerika gibi bölgelerde can kaybı ve vaka sayıları misliyle yukarıda seyrediyor.


Tüm bu sıkıntılı süreç aslında her sorundan bir ders çıkarılabileceğinin de somut kanıtı oldu bizler için. Karantina ve sokağa çıkma yasakları sebebiyle hava kirliliğindeki düşüşü çok net bir şekilde gördük. Yıllardır bakamadığımız manzaraları tekrar kadraja getiren bu iyileşme, insanoğlunun doğaya verdiği zararın sadece ufacık bir perspektifini yansıtıyordu. Bu durum sürdürülebilir şehirlerin oluşumu için de yöneticilerin önlerindeki seçenekleri yeniden değerlendirmesi vesile oldu.

Koronavirüs şehir ulaşımında yeni yıldızlar yarattı

Koronavirüs salgını, şehirleri düzenli bir işleyiş içerisinde tutmak adına ilk olarak toplu taşımanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Var olan sistemdeki açıklıkların giderilmesi, fosil yakıtla çalışan filoların elektrikli ve hidrojen gibi çevreci olanlarla değiştirilme gerekliliğini bir kez daha gördük. Toplu taşımanın bireysel araçlanmaya göre karbon emisyonlarını ciddi oranda azalttığı ve yolları daha sistematik ve güvenli hale getirmede büyük rol aldığı da unutulmamalı. Nitekim salgın döneminde kent merkezlerinde görülen araç trafiğindeki büyük azalma, yol alanını daha yaratıcı bir şekilde kullanma fırsatını doğuruyor.

İlginizi Çekebilir  Koronavirüs; Almanya'da salgına bisiklet odaklı çözüm hareketliliği

Bunlarla birlikte hükümetlerin alternatif araçlara olan yatırımları da bu süreç içerisinde inanılmaz derecede arttı. Güney Kore bu süreçte toplu taşıma, bisiklet ve demiryollarına çok ciddi bir yatırım yaparak adından söz ettiriyor. Bisiklet… Evet bu sürecin yükselen yıldızı olarak bisiklet ulaşımını kolaylıkla merkeze koyabiliriz. İtalya, Fransa ve Almanya gibi Avrupa’nun en önemli ülkelerinde, daha güvenli ve sürdürülebilir ulaşım için geçici bisiklet yollarının yapıldığına şahit olduk ve olmaya da devam ediyoruz. Yöneticiler sadece bununla da sınırlı kalmıyor, insanların bisikletlerine atlaması için teşvikler de ortaya koyuyor. Son olarak Fransa tarafından atılan eski bisikletini tamir ettirene 50 euroluk ödeme adımı bunun en güzel örnekleri arasında. Milano’da kısa süre önce kalıcı nitelikte 35 kilometrelik kalıcı bir yol çalışmasına yeşil ışık yakıldığını gördük.

İlginizi Çekebilir  Çevreci ulaşımda yeni yardımcınız; 30 km menzilli elektrikli scooter Lenovo M2

Son dönemin yükselen trendleri arasında yer alan elektrikli scooter modellerine olan ilgi de bu süreçle birlikte inanılmaz bir derecede arttı. Özellikle kısa mesafe ulaşım ihtiyaçlarında adeta hayat kurtarıcı nitelikte olan bu araçlar, girişim niteliğindeki markaların hizmetleriyle sokaklardaki varlıklarını her geçen gün artırıyor. Tüm bu parçaları üst üste koyduğumuzda salgın sonrasındaki süreçle birlikte bizleri özellikle metropollerde önemli değişimlerin beklediğini söylemek mümkün. Peki dünya kentlerinde durum böyle iken Türkiye’de, İstanbul’da bir çalışma var mı? Bu soruyu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili departmanlarına sorduk. Alanlarında ilgili bir çalışma yürüttüğü bu süreçte, gerekli araştırmaların ve bilimsel sonuçların takip edildiğini, bisikletin İstanbul trafiğinde geçici değil kalıcı bir çözüm olarak yer alması için hazırlık yapıldığını öğrendik. Dileriz ki bu durum yakın vadede somut adımlarla karşımızda olur.