Türkiye’de yavaş moda akımının nitelikli butik markalarından biri olan one square meter sorularımızı yanıtladı.

Kurumsal ve butik moda markaları küresel çapta kirliliğin önüne geçebilmek ve eldeki kaynakları bilinçli kullanmak konusunda artık elini taşın altına koyuyor. Ekolojik üretimi taçlandıran yavaş moda akımının yükselişte olduğu şu günlerde doğayı, doğalı özümseyen bir çok yerli ve yabancı markalar gözümüze çarpıyor. Bu markalardan biri de Zeynep Özar Berksü ve Çağrı Berksü tarafından 2016 yılında kurulan Türkiye merkezli yerel marka one square meter.

Bir süredir yakından takip ettiğim sürdürülebilirlik odaklı markanın koleksiyonları hakkında geçtiğimiz süreçte sizlere bilgi vermiştim. İlk röportajımızı gerçekleştirdiğimiz one square meter’ı tanıdıkça isminin anlamını taşıyan bir metrekareye sürdürülebilirlikle beraber bir çok güzelliği sığdırdığını gördüm. Sözü daha fazla uzatmadan sizlerin de her satırında bu güzellikleri keşfedeceğiniz sohbetimizle baş başa bırakıyorum.

1/2

İstanbul’da hayat bularak Balıkesir Gömeç’ e uzanan ve ürettikçe şekillenen tasarım yolculuğu

İlk olarak marka adınızdan başlamak istiyorum. Kendine has ve ilgi çekici bir adınız var. Marka adınızın çıkış noktası ve markalaşma sürecinden bahseder misiniz?

İstanbul’da çatı katında ufak bir evimiz ve evimizin ortasında büyükçe bir masa vardı. Her gün ajans dönüşü kendimizi çok da iyi hissetmediğimizden, bu şekilde çalışmanın bizi ne kadar yıprattığından bahsediyorduk bu masaya karşılıklı oturup. Hayatımızı güzel ve gerçek bir şeyler yaparak yaşamak ve geçirmek istiyorduk. Biraz düşündük, kağıtlara karaladık, internetten araştırma yaptık ve yine o masaya karşılıklı oturup üretmeye başladık. Denedik, yanıldık; bir metrekarelik yerde ağaç baskı yaptık, dikiş diktik… Ürettikçe şekillendik ve yolumuzu bulduk. İsim de kendiliğinden geldi; sürecin oluşumuna ve gelişimine zemin olan o bir metrekarelik yaşam alanı, kendi adını koydu. Bir metrekare fikri bizim için hala anlamını koruyor; kendi sınırlarını çizmiş bir yaratım ve üretim alanı ve bu alanda ortaya çıkan yalın, kullanışlı ve yaşamsal şeyler.

İkimiz de reklam ajansı çıkışlı olduğumuz için bir marka kimliği oluşturmanın sözel ve görsel tüm detaylarına hakimdik ve zaman içinde edindiğimiz deneyimi kendi markamızı inşa ederken kullandık. Halen de kullanıyoruz; one square meter zamanla ve doğal akışıyla gelişen, değişen, kendini bulan, kendini kuran ve büyüten bir marka. İkimizin deneyimleri ve becerileri ile hayata gelmiş olsa da ikimizden öte ve kendi kuralları var.  Biz bu dinamiği sürekli canlı tutmaya ve güzelleştirmeye devam ediyoruz.

Formu kumaşıyla düşünüyoruz, hatta bazen kumaş bize üzerinde en iyi duracağı formu söylüyor

Oluşum sürecinizin ardından nasıl bir hedef kitle analizi gerçekleştirdiniz? Belirleyici etmenler ne oldu?

Hayata getirdiğimiz ürünlerin günlük yaşamın içinde yer bulmaları çok önemli. Belirleyici en temel etmen, hayatın kendisi oldu aslında ve o hayatın içindeki kadınların ihtiyaçları. Giyen kişinin programında o gün ne var(dır); sabah kalkacak ve işe gidecek, örneğin. Belki o gün bir toplantısı var ve iş çıkışı arkadaşlarıyla buluşacak. Veya tüm gün kampüste tez öğrencilerini dinleyecek, ardından çıkıp bir şeyler içecek. Hafta sonu sergiye gidecek veya tüm gününü evde geçirecek. Yazın uzun tatilini bayramı birleştirip yapacak; ama hafta sonları da yakın bir yerlere kaçacak.

Biz bu kadın(lar)ı düşünüyoruz; bu kadınlar dünyanın neresinde olursa olsun önce, esasında, kendilerini iyi hissetmek istiyorlar. İyi yani güzel, yalın, rahat, şık, konforlu. Bu kadınlar, yaşamdan anlar aslında; biz bu anları düşünerek, o anı en iyi hissettirecek ve yansıtacak siluetleri canlandırıyoruz zihnimizde. Sonra konuşarak ve çizerek, üzerinden geçerek ve yeniden oluşturarak formu kurguluyoruz. Yeni koleksiyon çıkmasına yakın evin ve atölyenin her yanında, ufak kağıtlara çizilmiş cepler, paçalar, elbiseler görebilirsiniz; araya saklanmış olanlara aylar sonra rastlamak bayağı eğlenceli oluyor. Formu kumaşıyla düşünüyoruz tabi; hatta bazen kumaş bize üzerinde en iyi duracağı formu da söylüyor.

1/5

one square meter’ın yavaş moda hareketi içerisinde yer aldığını görüyorum. Markanızı yavaş moda akımıyla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

one square meter’ı kurup üretime başladığımızda atölyemizi yavaş moda zemini üzerine inşa etme fikrimiz yoktu. Gündelik yaşamda kullanılmak üzere, kendi tasarım anlayışımızda, zamanla geliştirdiğimiz üretim şeklimizde çalışmaya başladık. Sahip olduğumuz ahlaki üretim modelinin ve ideallerimizin, o sırada global çapta telaffuz edilmeye başlayan yavaş moda ile örtüştüğünü bir süre sonra fark ettik.

one square meter, aslen sipariş üzerine üretim yapan bir hazır giyim markası. Her senenin Mart ayında bir ilk lansman yapıyoruz; burada ağırlık sıcak hava odaklı parçalarda oluyor. Eylül ayında ise soğuk havalar için bir edisyon çıkarıyoruz. Her iki edisyon da birbirini tamamlayan, bir öncekini dışlamayan, aksine kapsayan parçalardan oluşuyor. Evrensel dilde, yalın çizgide, kullanışlı ve şık görünümde, iyi işçilikle bir seçki hazırlıyoruz; trendlere göre değil günlük hayata kolaylıkla karışacak bir tasarım anlayışı benimsediğimiz için seneler arasında majör değişiklikler yapmıyoruz.

Bizimle 4. senesine girecek bir elbisemiz var örneğin. Sadece kumaşını değiştirerek ona yepyeni bir karakter kazandırabiliyoruz. Türkiye’nin segmentinde öncü kumaş üreticileri olan Çalık Denim ve Yünsa kumaşları ile çalışıyoruz. Bu da kıyafetlerin uzun süre kullanılabileceklerine dair gururlu bir garanti vermemizi sağlıyor; zira kumaş kalitesi modada sürdürülebilirlik açısından son derece önemli. Ürün etiketlerimizde bu iki firmanın da logosuna yer veriyor olmak bizim için oldukça önemli ve kıymetli. Satışlarımızı sadece internet sitemiz üzerinden yapıyoruz; müşteri ile aramıza herhangi bir aracı sokmamaya özen gösteriyoruz.

Üretimimizi de sipariş üzerine gerçekleştiriyoruz; sipariş bildirimi bize düştüğünde hangi ürünün hangi bedeni ise kumaşı seriliyor, parçaları tek tek kesiliyor, dikiliyor, paketleniyor ve gönderiliyor. Her şeyi ikimiz atölye içinde çözüyoruz. Bu sayede ürünlerin fiyatlarını da yine o ürün bazında belirleyebiliyoruz; kullanılan kumaş miktarı, işçilik süresi gibi temel bileşenleri alt alta yazarak sene başında bir fiyat belirliyoruz ve hiç indirim yapmıyoruz.

Bu yöntemin son derece hakkaniyetli olduğuna inanıyoruz. Önden topluca ürettirip elde kalanları indirimle eritip erimeyenleri de çöpe atmak yerine ihtiyaç kadar üretip sıfır atık politikası benimsiyoruz. Zararlı kimyasalların kullanılmasının önüne geçmek adına -kendi adımıza- denim kumaşı endüstriyel yıkama yapılmaksızın fabrikada dokunduğu hali ile dikiyoruz. Çok kaliteli kumaşlardan iyi bir işçilikle ve doğaya saygı duyarak üretilmiş güzel bir kıyafetin ulaşılabilir bir fiyatla senelerce giyilmesi, kurduğumuz bu mekanizmanın özeti diyebiliriz.

1/2

Son zamanlarda sürdürülebilirlik terimi ile ilgili olarak bu topraklarda kullanılabilecek çok güzel bir ifade kulağıma çalındı. “Bereket”. Siz tek kelimeyle sürdürülebilirliği nasıl ifade edersiniz?

Denge.

Ürünlerimizi zamansız ve evrensel bir perspektifte tasarlıyor, kaliteli malzeme ve işçilikle üretilmiş bir ürünün yıllarca sizinle birlikte yaşamasını istiyoruz

Ürün üretiminde çevresel sürdürülebilirliğe nasıl katkınız oluyor? Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?

Biz öncelikle ‘iyi bir ürün’e inanıyoruz. İyi bir tekstil ürünü bizim için tasarım çerçevesinde zamana meydan okuyabilmeli. Günün moda anlayışını ve dayatmalarını görmezden gelerek ürünlerimizi zamansız ve evrensel bir perspektifte tasarlıyoruz. Kaliteli malzeme ve işçilikle üretilmiş bir ürünün yıllarca sizinle birlikte yaşamasını istiyoruz.

Kumaş tedarikçilerimizi ve ortaklarımızı özenle seçiyoruz. Denizli, Buldan’da lokal olarak üretilmiş ham ketenleri; sürdürülebilir ve inovatif üretim yapan, geri dönüşüm konusunda aktif olarak çalışan, üretimde minimum su tüketen, özenli ve kaliteli kumaşlar dokuyan YÜNSA’nın kumaşlarını ve ÇALIK’ın denimlerini kullanıyoruz.

Atölye sistemimizi sipariş üzerine kurmamızın nedenlerinden biri de bu. Önce binlerce üretip sonra pazarlamaya çalışmak yerine müşterilerimizin siparişi üzerine üretim yapıyoruz. Bu sayede atölyemizin üretim kapasitesini organik olarak azaltıp çoğaltabiliyor ve üretim fazlasının önüne geçip ihtiyaç dahilinde üretiyoruz.

Atölyemizde “zero waste” yani atıksız üretim gerçekleştiriyoruz. Üretim artığı kumaşları biriktirip ileri dönüşüme sokuyoruz. Küçük parçalar halinde kesilip dikilerek tekrar birleşen kumaşlar kendilerine has desenleriyle one square meter modellerinin eşsiz birer yorumu haline geliyorlar. Bu çok emek ve zaman isteyen özel parçaları yurt dışındaki iş ortağımız olan butiklerde sergiliyoruz.

1/2

İstanbul’da başlayan üretim maceranıza Kuzey Ege’nin çok tatlı bir sahil kasabasında devam ediyorsunuz. Koleksiyonlarınızı oluştururken bulunduğunuz coğrafyanın kültürel imgelerinden esinlendiğiniz oluyor mu?

Atölyemizi İstanbul’dan Balıkesir’in Gömeç ilçesine 4 sene önce taşıdık. Gömeç tipik bir Kuzey Ege coğrafyasına sahip. Zeytinliklerin çoğunlukta olduğu bir yeşile, aydınlık bir ufka ve bol poyrazlı bir havaya sahip. Coğrafyanın getirdiği zorunlu sakinliği elbette atölyede ve buradaki yaşantımızda hissediyoruz. Yine de tasarımlarımızı şehirli bir kadını düşünerek şekillendiriyoruz, yöresel bir anlatım yerine evrensel bir çizgiyi kılavuz alıyoruz. Bölgenin dokumacılık geçmişi maalesef zaman içinde silindiği için  karakteristik kumaş gibi malzemelere koleksiyonlarımızda yer veremiyoruz.

Ucuz bir ürünün ya malzemesi kalitesizdir ya onu üreten kişi emeğinin karşılığını alamıyordur, ya çok kötü koşullarda üretiliyordur ya da gerekenden yüksek adette üretilmiştir

Son dönemlerde özellikle seçkin markaların çevreci, doğa dostu başlıklar altında koleksiyonlar tanıttığını görüyoruz. Tıpkı size yer verdiğimiz gibi bu markalara da Ters’de yer veriyoruz. Bunun sıklığı arttıkça kullanıcı tarafında da “sürdürülebilir ve çevreci giyinmek pahalı” algısı oluşuyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de sürdürülebilir ürün tercih etmek maliyetli mi?

Hızlı moda markaları neden ucuz? Esas çarpıklık bu sorunun cevabında yatıyor aslında; herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmediği, içinde insani ve çevresel tahribat barındıran o çarpıklıklar zinciri… Çünkü bir ürün ne kadar ucuzsa ya malzemesi kalitesizdir ya onu üreten kişi emeğinin karşılığını alamıyordur, ya çok kötü koşullarda üretiliyordur ya da gerekenden yüksek adette üretilmiştir.

Yavaş moda ilkeleri ile üretilen ürünler iyi kalitede, insani çalışma şartları içinde, doğayla barışık koşullarda ve limitli olarak üretilir. Tüm bu ilkeler ürünü daha dayanıklı ve uzun ömürlü kılarken çevreyi korur ve kullanan kişiye kendini ahlaki olarak iyi hissettirir. Fiyatlar da tüketiciler için ulaşılabilir ve üreticiler için sürdürülebilir seviyede tutulmalıdır.

Hızlı moda markalarının üretimlerini yavaşlatıp sürdürülebilir modaya kayacaklarını düşünmek bir hayal

Hızlı moda markaları da sürdürülebilir ürünlere ve üretim sürecine ağırlık vermeye başladı. Butik bir marka olarak siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Küresel ısınma, iklim politikaları ve çevre kirliliği son yılların gündeminin en önemli konusuyken, dünyayı en çok kirleten endüstriler arasında ikinci sırada yer alan moda endüstrisinin daha fazla konuşuluyor olması şaşırtıcı değil. Moda endüstrisi birçok alanda dünyayı hızla kirletiyor. Hammadde üretimindeki tarım ilaçları, yanlış tarım politikaları, GDO’lu ürünler toprağı, hayvanları ve bizi zehirliyor.

Kumaş boyama, apreleme ve endüstriyel yıkama işlemlerinde kullanılan zehirli kimyasallar nehirlere ve denizlere dökülüyor. Fazla üretimin sonucu çıkan tekstil atıkları çöp dağları oluşturuyor. Biz de bütün bu bedelleri beşinci yıkamadan sonra kullanılmayacak hale gelen ürünler için ödüyoruz. Elbette giyinmek büyük bir ihtiyaç. Sürdürülebilir üretim ise bu ihtiyaca verilebilecek en insani cevap ve görünen tek çözüm yolu.

Bir şeylerin global çapta değiştiğini, en azından değişmesi için çaba harcandığını görmek güzel. Hızlı moda markalarının üretimlerini yavaşlatıp sürdürülebilir modaya kayacaklarını düşünmekse bir hayal. Reklamının yapıldığı kadar sürdürülebilir üretime yatırım yapıldığını da düşünmüyoruz, kaldı ki tanıtımdan atölye giderlerine işin tüm bütçesini saatine 5 cent’e işçi çalıştıran hızlı moda firmaları tarafından ödendiğini düşünürsek samimiyetten oldukça uzak olduklarını görebiliriz.

Eğer gerçekçi, ayakları üzerine basan bir sürdürülebilir moda sistemi düşünüyorsak üretim sisteminin yanında sürdürülebilirliği bir ekonomik model olarak da ele almalıyız. Bu sistemle kendini var etmiş şirketlerin kanatları altında işleyen sürdürülebilir moda markaları maalesef çok da tutarlı değil.

Sürdürülebilir moda hareketi içinde yer almaktan ve bayrağı taşıyan markalardan biri olmaktan gurur duyuyoruz

Moda sektörü açısından dünyada ve Türkiye’de sürdürülebilirliğin geldiği noktayla ilgili olarak neler söyleyebilirsiniz?

one square meter iyiyi, güzeli ve doğruyu yaratma yolunda çok çaba gösterdiğimiz kıymetli bir hikaye ikimiz için. Elbette bir ışık gördüğümüz için daha çok motive oluyor ve doğru yolda ilerlediğimize inanıyoruz. Yolun başından itibaren dünyaya kendine verdiği kadar önem veren bir çok özel insanla karşılaştık. İnsanlık için yeni bir aydınlanma çağının başlayacağını, var olmaya devam edebilmek için doğa ile barışması gerektiğinin bilincinde olan bir neslin yerini alacağını biliyoruz. Bu hareketin içinde yer almaktan ve bayrağı taşıyan markalardan biri olmaktan gurur duyuyoruz.

1/2

one square meter ailesi olarak sürdürülebilir kalkınma farkındalığı ve çevresel duyarlılık üzerine yaptığınız çalışmalar ve katıldığınız etkinlikler var mı?

Nisan ayında başladığımız ve bir süredir Bluprojects ile güçlerimizi birleştirerek hayata geçirdiğimiz, her cuma günü yaptığımız bir paylaşım serisi var; Friday Facts. Pandemi süreci ile dünyaya bakış açımız değişmeye başlamışken bu süreçten dönüşerek çıkmanın faydalı olacağını düşündük. Bu seri ile modanın sürdürülebilirlik sorununa ışık tutabilmeyi ve yeni bir bakış açısı yeşertebilmeyi arzuladık.

Bu savurgan, yıkıcı endüstriyi ters yüz etmenin yolunun küreselleşmeyi hedef almaktan ve alışkanlıklarımızı bilinç ve insan ile doğaya karşı sorumluluk üzerinden yeniden gözden geçirmekte olduğunu biliyoruz. Çünkü başka bir geleceğin mümkün olduğuna inanıyoruz.

 Bir de bizim son derece gurur verici bir gelişme oldu. UNEP Akdeniz Eylem Planı kapsamında Barselona’da faaliyet gösteren “Sürdürülebilir Üretim Tüketim Bölgesel Faaliyet Merkezi (SCP/RAC)” ve “İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye)” işbirliği ile hazırlanan moda/tekstil sektöründeki döngüsel ekonomi iş fırsatlarına yönelik kılavuzda yavaş moda, çevre dostu malzeme ve teknik kullanımı alanlarında yaptığımız çalışmalarla farklı ülkelerden toplam 20 firmadan biri olarak yer aldık.
one square meter

İlginizi Çekebilir  Gökhan Kutluer ile keyifli bir bisiklet ve sürdürülebilirlik röportajı

Bu keyifli ve içten sohbeti zaman ayırıp bizimle gerçekleştirdikleri için tüm Ters ekibi adına one square meter ailesine teşekkür ediyorum. Birbirinden yaratıcı tasarımları görmek ve bilgi edinmek için markanın internet sitesi ile Instagram hesabını incelemenizi tavsiye ederim.